Yakan Top

29/9/2009 · Kategori: Yasam


Yaş 33... 23’e göre hatırı sayılır bir fark var arada... Görünen fark 10 ama elde var 50 sanırım. Ayaklarınız yere daha sağlam bassa da seneler geçtikçe yükünüz de ağırlaşıyor. Aradaki katsayı giderek artıyor, uçurum derinleşiyor.

Tıpkı küçükken oynadığımız ‘yakan top’ oyununda olduğu gibi sürekli ortadasınız yaşınız gibi... Bir yandan anne-baba yaşlanıyor; sürekli hastalıklar, alınganlıklar, ölümler konuşuluyor yakın çevrenizde... Buradan atılan toplardan itina ile kaçtığınız an o andır, aman dikkat her an vurulabilirsiniz. Gözünüz açık olmalı, bu alanda sürekli can toplamaya çalışmalısınız. Çünkü; vurulduğunuzda dünyanın başınıza yıkılacağı bir yaştasınız.

Diğer tarafta, çekirdek aileniz... Geleceğini garanti altına almaya çalıştığınız en değerli varlığınız çocuğunuz ve birbirinize destek olarak hayata el birliği ile meydan okuduğunuz hayat arkadaşınız, can yoldaşınız eşiniz. Siz, yine ortadasınız... Söz konusu çocuk olunca karşı taraftan atılan topların sizi sıyırmasına bile geçit vermemelisiniz. Atılan her topu bir cana dönüştürmek için sürekli mücadele etmelisiniz. Ona güvenli bir yaşam alanı bırakmak adına adeta panter kesilmelisiniz. En azından kendi payınıza düşenin en iyisini yapmalısınız. Evet, evet haklıyım galiba. Orta yaş ama dobra yaş bu yaş...

Sıra geldi hayat arkadaşınıza...Keşke onun için de hareket alanım bu kadar geniş olabilse... Omzundaki yüklerin bir kısmını olanca gücümle taşımayı becerebilsem... Maalesef elimden gelen atılan tüm toplara karşı beklemek, beklemek, beklemek... İşte yakan top burada anlamını yitiriyor. Oyun ortada kuyu var yandan geçe dönüyor. Sonuç, rüzgarın nereden estiğine göre değişiyor. Rüzgarı arkanıza almak her zaman mümkün olmuyor elbette ama o uğultuyu duyabilmek bile büyük şans bizim için şu sıralar... Nefes alabildiğimiz sürece problem yok diyorsun ya her zaman, yok diyelim yürüyelim o zaman.

Orta yaş olta yaş anlayacağın ne çıkarsa bahtına, hayat adına...






Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Yine Yeni Yeniden

7/8/2009 ·

Dışardan şöyle bir baktım bitmiş artık bu blog dedim. Sonra döndüm; yazılarımı gözden geçirdim bu kez bitmesin istedim. Ardından, ‘bu ne kararsızlıktır, kendini bilmezliktir’diye, kızdım kendime.... Tamam; taaaa ya da teeee yıl başından beri yazmamış, tembellik etmiş olabilirim ama bu işin virgülü (,) var, üç noktası (...) var, ünlemi (!) var değil mi ? Hemen nokta (.) koymak niye? ‘Yaz kardeşim, bulmuşsun bedava blog servisi dök içini’ diye düşündüm ve düştüm blogumun peşine... Oh be; daha ilk paragrafta rahatladım bile... Konuş konuş nereye kadar? Yazmak gibisi yok...

Bu uzun dönem boyunca, Türkiye'nin fay hattı konusunda yapılan ve her hafta yeni bir deprem senaryosu ile ekranlara taşınan rutin televizyon programları gibiydi hayatım... Ben ise reytingi yüksek bu olayı elinden kaçırmak istemeyen, tutkuyla programa bağlanan yapımcı...Sürekli aynı konu, deprem geldi gelecek korkusu ve bu korkuyla heba edilen koca bir gün daha...

Bu süre içerisinde, hayatımızı yaşadıklarımızdan çok yaşayacaklarımızdan korkarak erittiğimizi bir kez daha farkettim. Sözünü ettiğim öyle bir sarmal ki, anlık bir kapılma bile koskoca bir girdaba sokabiliyor seni... Neyse, bu durumun farkına varmam fazla uzun sürmedi. Zaten artık süreç başladı ve gerçekler ile yüz yüzeyiz. İnanın gerçeklerle yüzleşmek kurguları yaşamaktan daha az yoruyor insanı. Bence, gerçekler kurgularımızdan daha insaflı. En azından şimdilik....

Artık başlayacağı değil biteceği günü hayal edebiliyor yüreğim... İki senenin lafı mı olur? Ömrüm senin....

Yorum (2) Yorum yaz!

MUTLU YILLAR

30/12/2008 ·



Benim için her kelimenin ayrı bir yüzü, farklı bir havası vardır. Kelimeleri gelişi güzel kullanmak yerine onları hep hak ettikleri yerlerde görmek isterim.

Örneğin, ‘yeni’ kelimesi benim için her zaman heyecan ve mutluluk ifade eden tertemiz bir kelime olmuştur. ‘Yeni’nin kafamdaki hikayesi hep mutlu son ile biter. Olumsuz bir cümleye yerleştirilen ‘yeni’ daima beni huzursuz etmeyi başarmıştır. Yeni kelimesinin, fark yaratmak amacı ile geleneksel olanı acımasızca ezen post modern zihniyetin eline geçmesine ve bunun ‘yeni’ olanın hanesine yazılmasına tahammülüm yok benim. Bu anlaşılması zor bir denklem olsa da ‘yeni’ yeniliğinin yanında mutlaka mutluluğu da getirmeli. Ama maalesef bu konuda her zaman eşitlik sağlamak mümkün olmuyor.

Bu aralar ‘yeni’ yine sahnelerde...Yepyeni bir yıl var kapımızda... Her yerde o mutlu kelime çıkıyor karşımıza. Tüm caddelerde, sokaklarda, vitrinlerde kendine yakışır bir şekilde parıl parıl parlıyor YENİ... Umarım, 2008 yılında Türkçemizi ve imlâ kurallarını bir hayli zorlayan ‘yeni’, 2009’da şânına yakışır bir kostüm ile çıkar karşımıza.

‘YENİ’nin 2009’da, hepinize  mutlu son ile biten unutulmaz hikayeler yazdırması dileğiyle...

Mutlu Yıllar....



Yorum (yok) Yorum yaz!

Okumayı Öğrendik, Sıradaki Gelsin!

26/11/2008 · Kategori: Yasam

Uzun zamandır bloguma yazı yazmaya fırsatım olmadı... Aslında yazacak çok şey var ama zaman yok bu aralar... Özellikle oğlum ile ilgili çok hikaye birikti elimde. Çocuğunun her yaptığını detaylı bir şekilde anlatan annelerden olmak istemem asla ama hayatıma renk katan bazı enstantaneleri de yazmadan geçemeyeceğim.

Şimdi, oğlumun yaklaşık bir ay önce okumayı söktüğünü söylemeden gelip geçmek olur mu bu blogdan?  Ne de olsa, çocuğu 1’nci sınıfa başlayan bir annenin en büyük saplantısı oluyor bu meret. Hem de el yazısı! Düşünebiliyor musunuz? Saçma sapan bir kabustan uyanmış gibi hissediyorum kendimi. Resmen ucundan köşesinden de olsa diğer annelere takıldım ya, yuh bana! Oğluma okumanın mantığını anlatana kadar 1 ayım geçti benim sinir içinde. Ne gereği varsa?  Hem de eninde sonunda okuyacağını bile bile..O anda 'eninde sonunda'ya tahammülünüz olmuyor maalesef.

Bir de başınızda çocuğun zamanında yapmadığı ödevler için sizden hesap soran hırslı bir anneanne varsa vay halinize! Her Cuma yapılan yazılı sınavlar bile anneannemize dert oldu. ‘Sorular nerelerden çıkabilir?’ şeklinde tasaları var. Gerisini siz düşünün. Eşimin en büyük temennisi anneannemizin ‘OKS’, 'SBS', 'OSS' gibi bir yığın S'lerde de yanımızda olması. Hedefimiz Türkiye 1’nciliği, aşağısı kurtarmazSikici

Neyse veli toplantısında öğretmen o sihirli cümleyi söyledi de rahatladık: ‘Kaan bitirdi bu işi’... Evet, Kaan her ne kadar bir süre bizi okuyamamış numarası yaparak keklediyse de bitirdi bu işi, hem de erkenden. Sülâle boyu yaşadığımız stres de yanımıza kâr kaldı.

Canım oğlum koskoca bir aferin sana hem de yıldızlı! Gereksiz aceleciliğime ayak uydurduğun ve yüzümü kara çıkartmadığın için de ayrıca teşekkürler...Ah bir de kurallara uymayı becerebilsen!


Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Özlemle Anıyoruz...

10/11/2008 ·

Son günlerde çok sık konuşur olduk sizden Atam. Bilen bilmeyen, okuyan okumayan herkes yorum yapıyor hakkınızda. Belli ki çok ihtiyaç var bu aralar ışığınıza.  Ama merak etmeyin; ardınızda bıraktığınız eşsiz miras fazla söze gerek bırakmadan tekrar saçıyor o muhteşem ışığı dört bir yana. Okulları dolduran o minicik yüreklerin, Anıtkabir’e koşan o genç, tertemiz, aydın beyinlerin, adınız geçince gözleri dolan o ninelerin-dedelerin sizi nasıl yâd ettiklerini görmek umutlandırıyor, güçlendiriyor bizi. Emanetinizin bekçileriyiz ve varoldukça bu uğurda mücadele etmeye söz veriyoruz Atam... Tek çaresizliğimiz özleminiz...



Yorum (yok) Yorum yaz!

Hafta Sonu

7/11/2008 · Kategori: Yasam

Yine geldik hafta sonuna. Zaman nasıl akıp gidiyor anlamak çok zor gerçekten. 30’lu yaşlardan sonra zamanı kovalamak çok sıkıntı veriyor insana. Bir yandan hafta sonu geldi diye seviniyor bir yandan da hayatımdan bir hafta daha hızlıca gitti diye üzülüyorsunuz. Bir de benim gibi hafta sonunuzun büyük bir kısmını ev işlerine ayırmak durumunda kalıyorsanız sıkıntınız iyice katmerleniyor.

Hayatın her yaşa göre bir düzeni var sanırım. Ne bileyim, gençken ve medyada çalışırken haftada bir gün izin kullanırdım. Bayram, yılbaşı vs. tatilleri bizim en yoğun çalıştığımız zamanlardı. Yok efendim yeni yılın ilk bebeği, devlet adamlarının bayramlarını nerelerde nasıl geçirdikleri, özel günlerde yaşanan yol, trafik, hava,su durumları derdimiz olur, mesaimiz uzadıkça uzar, tatil olayı bizler için bir düş olmaktan öteye geçemezdi. Ama tüm bunlara rağmen izin günlerimizi dolu dolu geçirirdik. Hayatımızda sinema, tiyatro, gezi, spor gibi aktivitelere yer  vardı.  Tabi o dönemlerde yemek önümüze geliyor, ev işleri aklımızın köşesinden bile geçmiyor, elimiz sıcak sudan soğuk suya değmiyordu. Eee annem sağolsun, hala en büyük destekçim benim.

Şimdi öyle mi? Hafta sonları 2 koca gün izni, düzenli çalışma saatleri olan bir işim olmasına rağmen (aman nazar değmesin!) bir türlü kendime zaman ayıramıyorum. Çoluk çocuk, alışveriş, yemek, temizlik hafta sonlarımızın en önemli ve öncelikli gündem maddeleri...Her seferinde yeter artık, bundan sonra iznimin bir gününü kendime ayıracağım diye söz vermeme rağmen bir türlü başarılı olamıyorum.

En son geçen hafta bu durumu tersine çevirmek üzere harekete geçtim. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda büyük bir tezahuratla vizyona giren ‘Mustafa’ filmine gitmek için ev halkını  örgütlemeye çalıştım. Bu arada bizim evin nüfusu ben dahil 3 kişi:) Ama bizimkileri bu gibi durumlarda biraraya getirmek deveye hendek atlamak kadar güç... Ne bileyim, böyle zamanlarda hep bir telaş ve kargaşa yaşıyoruz. Babamız zaten mecbur kalmasa evden hiç çıkmak istemeyen bir yapıya sahip. Bizim için fedakarlık yapıyor bu durumlarda ama sağolsun burnumuzdan da getiriyor. Ben desen tam aksi, evde oturmak istemiyorum. Evde oturunca da ben cadılaşıyorum. Oğlumuz da alışmış hep bana hep bana. Bir kararsızlık halidir gidiyor. ‘Karar verdik’ dediğimiz anda bile sinirlerimi hoplatan cümleler havada uçuşmaya başlıyor: ‘Yola çıktık ama gitmesek mi acaba?’, ‘Benim karnım acıktı, ne yiyeceğim şimdi?’,  ‘Birşeyler yiyip sonraki seansa mı gitsek?’, ‘Ay o zamanda çok geç çıkarız bütün gün ölür gider’ , ‘ Hiç çocuğunuzu düşünmüyorsunuz siz, zaten ders yapmaktan ellerim ağrıdı’ :) vs vs vs.

Yani anlayacağınız geçen hafta da başarılı olamadım. Baktım olacak gibi değil, daha fazla sinirlenmemek için rezervasyonumuzu iptal ettim. Bir başka zaman baba-oğulu bırakıp tek başıma gitmek daha akıllıca olacak sanırım.

Ancak bu kez de,  ‘Mustafa’ ile ilgili yorumlara kulaklarımı kapatamadığımdan filme önyargılarımla gitmek durumundayım. Pek hoş olmayacak ama herşeye rağmen kendi gözlerimle görmek istiyorum Can Dündar’ın ters köşelerini... Her ne kadar içimden haykırmak gelse de, filmi seyretmeden konu ile ilgili yorumlar yapmak istemiyorum. Sadece öğrencilik yıllarımda çok sevdiğim, ama sonralarda maskesinin yavaş yavaş nasıl düşmeye başladığını üzülerek seyrettiğim Can Dündar’a yakışmayan hareketler bunlar diye düşünüyorum. Umarım filmden çıkınca bu kadar katı olmam ama bu konuda kendime hiç şans vermiyorum. Üzgünüm ama böyle.

Umarım bu hafta sonu rüzgarın yönünü değiştirebilirim:)






Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun

28/10/2008 ·

Atatürk'ün o inanılmaz dehasını, lider kişiliğini, eşsiz ilkelerini anlayabilen ve O'nun inşa ettiği yüce Türkiye Cumhuriyeti üzerinde büyük bir gurur ve onurla yaşayabilen tüm insanların Cumhuriyet Bayramı'nı gönülden kutluyorum.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Çok Ödevim Var:(

22/10/2008 · Kategori: Yasam


Eğer okul çağına gelmiş bir çocuğunuz varsa, elinizdeki diplomaları bir kenara bırakın!!! Neden mi? Çünkü; eğitim hayatınız sıfırdan başlıyor.

Örneğin ben bu sene 1’nci sınıf öğrencisiyim. Yaklaşık 7 sene önce dünyaya getirmiş olduğum oğlum da stajyerim. Yani asıl işleri yapan ben ve arada bize eşlik eden babamız, getir götür işlerinden sorumlu olup da kendini bir şeyler öğrenmeye zorlayan yarı hevesli kişilik de oğlumuz...

Evet; artık eğitim hayatımızdaki eksikliklerden yakınmamamız gerekiyor. Eksiklikleri tamamlamak için fırsat ayağımızda. Canım Türkiyem tam bir fırsatlar ülkesi. {#emotions_dlg.cheesy}Bu sayede puding reklamlarındaki mutlu mesut aileler gibi biraraya gelip hem aile birliğimizi sağlayabiliyor hem de paylaşımlarımızı  çoğaltabiliyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı müfredatına uygun hareket etmenin meyvelerini topluyoruz.

Peki ya madalyonun öteki yüzü? Hikaye şu: Akşam eve yorgun argın gelen aile üyeleri birbirlerine iyi akşamlar bile demeden ‘bugün ne ödevimiz var?’ şeklinde bir iletişime geçerler. Hızla yenen akşam yemeğinden sonra, sofra bile toplanmadan iş bölümü yapılır. Daha doğrusu soğuk savaş başlar. Ödevler savaşı kaybeden tarafın homurtuları eşliğinde bitirilmeye çalışılır. İpler gerildikçe aile üyeleri farklı bir odaya sığınıp birbirlerine diş bilerler. Büyük devletler arasındaki bu çatışmalar, sömürge devlet konumundaki çocuğun içindeki bağımsızlık duygularını harekete geçirir ve isyana yönlendirir. ‘N’ sesiyle ‘İ’ sesini tüm çabalara ve bilmesine rağmen inatla birleştirmek istemeyen küçük afacan ortamın büyüsüne kapılarak ‘Yeter ya, yapmıyorum. Bilgisayarda oyun oynayacağım ben ’ şeklinde cesur cümleler kurmaya başlar. Bunu gören anne baba birden ittifak kurarak küçük sömürgeciyi ezmeye çalışırlar. Ve hikaye uzar gider...Taki çocuk o ödevi bitirene, saat gece yarısını geçene kadar.

Dedim ya, önemli olan; iyi-kötü paylaşımlarımızı  çoğaltmak. ‘Çocuğumuz ne öğreniyor?’, ‘Bu ileride ne işine yarayacak?’, ‘Benim yaptığım ödev, ona aldığı nottan başka ne fayda sağlayacak?’, ‘Neden aileler çocukları için yarışıyor?’, ‘Ailelerinden destek alamayan çocuklar ne yapıyor?’,  ‘Neden çocuklarımız özgür değil?’, ‘Neden çocuğumun yaratıcılığı kısıtlanıyor?’, ‘Neden hep aynı hikaye ısıtılıp önümüze konuluyor?, ‘ Neden...?’, ‘ Neden...?’, ‘Neden...?’ gibi yüzlerce soru cevap bulamamış, pek de anlamı yok. Hoş doğru bildiklerimizi uygulayamadıktan sonra , cevaplar ne işe yarar orası da ayrı bir mesele...

Neyse fazla kurcalamak istemiyorum. Çok ödevim var benimAgliyor


Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Gün Bu Gündür Kızlar

15/10/2008 · Kategori: Yasam



Mezun olduğum üniversitenin en sevdiğim yanı bana birbirinden değerli dostlar kazandırması oldu sanırım. İnsanın 15 yıllık can dostlarının olması büyük bir şans bence... Birlikte yaşadığımız yüzlerce anımız var bizim ve hikayemiz hala devam ediyor.

Tek fark yaşlarımız galiba:) Tabi yaşadıklarımız da... Hayatın eskisi gibi toz pembe olmadığının bilincindeyiz artık. Sürekli gülen yüzlerin arasına bazı kaygılar ve endişeler sızmış durumda...

Son zamanlarda bir türlü değişmeyen gündem maddemiz işsizlik: Ülkenin içinden bir türlü çıkamadığı ekonomik bunalımdan eğitimli eğitimsiz tüm kesimler payına düşeni fazlasıyla alıyor. Üniversite mezunu donanımlı birçok insan evlerine kapanıp hayatı izlemekle yetiniyor. Bu nasıl bir bunalımdır ancak yaşayan bilir. Bir yandan sosyal hayatın göbeğinden kopup eve kapanıyor, bir yandan da maddi açıdan kapana sıkışıyorsunuz. Bu dönemleri (ufak bir azınlığın dışında) Türkiye’de yaşayıp da bilmeyen yoktur.

Mezun olalı 10 yıl geçmesine rağmen arkadaşlarım halen hayatın bu yanıyla mücadele ediyordu. Çok sıkıntılı günler geçirdiler. Ne kadar destek olmaya çalışsam da elimden somut bir çözüm gelmedi gelemedi.  Oğlum olduktan sonra eşimin işi dolayısıyla gittiğimiz Elazığ'da, hiç bilmediğim tanımadığım insanların arasında ben de geçirdim böyle zamanlar.  Geriye dönüp düşünmek bile içimi sıkmaya yetiyor.  O yüzden dostlarımın içinde bulunduğu durum çok üzüyordu beni.

Ama az önce gelen haber içimdeki boşluğu doldurdu:) Sonunda onlara da birer kapı açıldı. Bu beklemelerin bir sonu olduğunu ben biliyordum zaten ama anlatmak için gün bu günmüş sanırım... Can dostlarım çok mutlu oldum adınıza... Bu başlangıç olsun, hayallerimiz geleceğimiz...:)

Yolunuz açık olsun...

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Sonunda İyi Bir Haber Geldi

10/10/2008 ·


Nedendir bilmem son günlerde içimde bir sıkıntıyla dolaşıyorum. Nereye gitsem yanımda, bir türlü bırakmadı peşimi. Rüyalarımda bile benimleAğla Yeter ama artık, sıkıldım dolaşma peşimdeSinirliHayatı böyle yaşamayı sevmiyorum ben...

Nedenini bilmiyorum dedim ama aslında var bir sebebi...Son günlerde yakın çevremden o kadar çok hastalık ve ölüm haberi aldım ki hayata olan tutkum azaldı bir anda. Negatif enerjiden çatlamak üzereyim.Öfkeli Yaşanması gereken her şey yaşanacak elbette bunun bilincindeyim. Ne demişler; insanoğlu göreceğini görmeden çukurunu doldurmazmış.
Evet; çok doğru ama insanız işte... Zaman zaman bir girdaba kapılıp sürüklenebiliyor ruhumuz çetrefilli mevziilere... Neyseki yine o 'hayat' denilen bilinmez elimizden tutup çıkartıyor bizi yeniden düzlüğe...
Dün aldım haberini sevgili yeğenim Çağrı baba olmuş HoleyBu durumda yerine kimseleri koyamadığım Aysel teyzem de sonunda 'babaanne' sıfatıyla yetkilendirilmiş...Çok mutlu oldum...Hoşgeldin bebiş, mutluluklar getirdin. Özellikle beni çok neşelendirdin...Sağlık, mutluluk,huzur ve sevgi hep seninle olsun...





Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::